Garip

Hiç yüksek sesle konuştuğunu duymadım,
Boyuna yazar, gezerdi
Hiçbirimiz anlayamadık onu,
Genellikle sessiz, ifadesizdi.
Üzgün olduğuna adım kadar emindim,
Ama hiç dert anlatmazdı.

Enver abi vardır, bizim manav,
Ondan karpuz alır kıraathanede yerdik.
Genellikle konuşmaz, bize katılırdı,
Bir, bilemedin iki kez muhalif gördüm onu.
Çocuklarla muhabbet eder, harçlık verirdi.

Bir anası vardı bir de bu kıraathane,
Sevdalısı neyim yoktu garibimin,
Korkmazdı ama kaçardı köpeklerden.
Hiç taş çaldığını görmedim,
Kalemtıraş çıkmış cesetinin cebinden.

Kirleniyorum

sokakları sevmezdi,
en az kirlenmeyi sevmediği kadar.
şöyle böyle bir hayatı vardı,
söylemese de bakkal amcayı pek severdi.

nerden baksan kaç yıldır görüşmüyorduk
yukarlara bakıp yıkanıyorum şimdi,
yıkandıkça kirleniyorum
bu banyoda asmış kendini

Git

kadın yavaş yavaş ayakkabılarını giyiyor
gözleri ıslak gibi,
bariz mutsuz.
o kadar yavaş hareket ediyor ki,
bir şey söylememi bekliyor gibi.
bir "gitme" diyebilsem dünyalar onun olacak,
hızlıca paltosunu alıp çıkacak.
belki "işte sen busun!" diye yakınacak.

her ne yaparsam yapayım, gitmesini engelleyemem
o da farkında.
ama bir "gitme" duyabilmek için her şeyini feda eder,
"gitme" demem için bu kadar yavaş giyiniyor.

"gitme" desem dünyalar onun olacak.
koşarak çıkacak bu evden,
önce akan makyajını silecek,
sonra şen bir şarkı mırıldanarak sokaklarla sevişecek.
"yine gitme dedi ardımdan" diyerek sevinecek.

hâla paltosunu giyemedi.
"gitme" diyeyim de ağlamayı bıraksın,
varsın yine o kazansın.
insanlar evimden ağlayan bir kadın çıktığına şahit olmasın,
varsın yine ben kaybedeyim.
-gitme!

Gülmeyi

Kara tahta önünde tir tir titrediğim günlerimi unutup,
Bir bir olgunlaşıyorum,
"Olgunlaş be oğlum" diyen bir adam oluyorum.
Eskiyi kim aramaz ki?
Annemin tarhana çorbasını özlediğim günlerimi özlüyorum
ve düşmeyi.

Evvela yürür, sonra koşarım

En çok nereyi seviyorum biliyor musun?
Hastanelerin sokaklarla birleştiği yeri,

Bir arkadaşıma borcum var.
Şu şehir hayır gazeli,
Gebeysem öyle boydan boya.
Çalışır öderim borcumu.
Giderim sonrasında,
Evvela yürür, sonra koşarım.

Kimseye bir şey anlatmayan yazılar yazarım
Böyleden, şöyleye.

En çok nereye kızıyorum biliyor musun?
Sokakların hapishanelerle birleştiği yere.

Kimsenin beğenmediği türküler dinletiyorum kendime.
Sonra sokak o kadar ısınıyor ki,
Bir kız görüyorum, adı Serap,
Kaybolacak bir üniversitede okumuş.
Bir elinde diploması, diğer elinde gururu.
işsizlik sanat olsa, heykeli Serap olmalıydı.
Kaybolacak üniversitesinde işsizlik okudu serap.

En çok nereye üzülüyorum biliyor musun?
Üniversitelerin sokaklarla birleştiği yere.

Nerden baksan en olmaz notu almışım,
Geçtiğimi sanırken kalmışım.
Neredeyse hiç kimsenin konuşmadığı şeyleri düşünüp
Caddelerin insan doğurduğu yerlerde,
Elimde mızıkamla, ağzımı çalmışım.

En çok nereyi özlemiyorum biliyor musun?
Bağ evlerinin sokaklarla birleştiği yeri.

Ve
Hiç kimsenin bilmediği bir bağ evinde,
Boyuna puro içip mızıka çalmayı da özlemiyorum.

En çok nereyi seviyorum biliyor musun?
Ellerimin ellerinle birleştiği yeri.